bir öğretmenin günlüğü;

Tanışmak demek anne baba adı ve işleri, kardeş sayısı demek olmamalı demişti İbrahim abi. Bence de olmamalıydı, öğrencilerimle tek tek tanışmalıydım; adı soyadı, sevdiği rengi, tuttuğu takımı, sevdiği oyunu söylemelilerdi. Çünkü onları onlar yapan şey kendileriydi. Onlarla tanışıyorsam ailesini ve işini değil, kendisini ve yine kendisini tanımalıydım.

En sevdiğim renk “rengarenk” dediğimde ışıldayarak bakan gözlerde bulabilirdim hayat enerjimi. En sevdiği rengi sorduğumda pencereden gökyüzüne bakarak “en çok bulutların rengini seviyorum öğretmenim” diyen çocuğun ufkunda bulabilirdim derinliği, bulabilirdim çocukluğumu. Gözleri buğulandıran saflığı, heyecanı hissedebilirdim. Nöbetçi olduğumuzda onları koşma, sınıfa gir, koridorda gezme, bağırma, demek yerine onlarla koşmalı oyun oynamalı büyüdüğümüzde pişman ola ola eğlenmeli, sohbet etmeliydik.

Adaleti, merhameti, saygıyı ve zaten sevgiyi oyunla, sohbetle öğretmeliydik. Adı üstünde çocuk! Biz ne anladık ki büyüklükten ne anlasın yavrucak. Ey büyükler önyargınızı, öğretilmiş sınıflandırmalarınızı, adınızın önündeki sıfatlarınızı bırakarak arının büyüklüğünüzden küçülün biraz. Biraz çocuk olun, olun ki anlayabilin dünya kaç bucak çocukmuş! “Fazilet Taş”

Be First to Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir